Sınav salonuna adım attığı an ortamdaki tüm o akademik gerilimi tek bir soruyla sıfırlayan, hayatı tamamen doğaçlama yaşayan insandır. Millet sırada tir tir titreyip son dakika notlarına göz gezdirirken, bu arkadaş sınıfa ne bir kalemle ne de bir silgiyle girer. Muhtemelen sınavın tam saatini ve dersin kodunu da binaya girerken arkadaşından öğrenmiştir.
Çevresine attığı o hafif mahcup ama son derece rahat bakışlardan hemen tanınır. "Beyler fazla ucu olan var mı?" ya da "Kanka yedek kalemin var mı?" sorusuyla sıranın huzurunu bozar. Vize veya final haftası stresi yetmezmiş gibi, yanındaki tedarikli öğrencilere bir de lojistik destek sağlama misyonu yükler. İşin garibi, o emanet kalemle sınıfın ortalamasını devirip geçenler de genelde bunlardır.
Kırtasiyeye uğramayı unutmaktan ziyade, hayata karşı geliştirilmiş bir minimalizm felsefesidir bu durum. Yanında üç kalem, iki silgi ve iki farklı renkli kalemle gezen garantici kitle olmasa eğitim hayatı ilk dönemden bitecek olan bu sorumsuz ama sempatik profil, mezun olduktan sonra iş hayatında da hep birilerinden not kağıdı veya şarj cihazı isteyerek gemisini yürütecektir.
#1